Yaşlı kadının duası adlı masal

Yaşlı kadının duası adlı masal

 

                                                    Yaşlı Kadının Duası                                    

Yaşlı kadının duası… Ekini harman eyledim, yiğidi asker eyledim. Uzun yoldan gelen yolcuyu kervansarayda üç gün üç gece ücretsiz misafir eyledim. Harmandan çıktı üç çuval buğday; biri bana, biri komşuya, diğeri fakir fukaraya. Haramda gözüm, sözümde yalan yoktur. Komşusu açken uyuyanın Nevşehir’de yatacak yeri yurdu yoktur. Çok uzatırsak eğer, bu masalın başlayacağı yoktur.

Şamdan gelen bir tüccarın önünü eşkıyalar kesmiş. Zavallı tüccar ne kadar yalvarıp yakarsa da, eşkıyalar tüccarı soyup soğana çevirmişler. Zavallı tüccarın üstünde ne giyecek bir şeyi ne de beş kuruş parası kalmış. Perişan bir şekilde ortalıklarda gezerken, derdini anlatacak bir makam ararken, dili damağı kurumuş. Ulu bir çınarın dibinden çıkan pınardan kana kana su içmiş. Pınardan öylece akıp giden suya çok üzülmüş. Etraftan bulduğu taşlarla suyun önüne set çekmiş. Pınarın suyu bir derya olmuş. Yoldan geçen kervanların durak yeri olmuş. Günün birinde adamın yaptığı çeşmeye yaşlı bir kadın gelmiş. Çeşmeyi yapan kişiye’’Allah herkese böyle hayırlı evlatlar versin. Ne dileği varsa gerçekleşsin’’diye hayır dualar etmiş. Yaşlı kadın eşeğine binerken dengesini kaybetmiş. Başını çeşmenin kenarına çarpmış. Bunu gören adam koşarak yanına gitmiş. Yaşlı kadın uyandığında adını dahi hatırlamıyormuş. Kadının düştüğü duruma neden olduğu için adam kendini suçlamış. Yaşlı kadına hafızası yerine gelinceye kadar bakacağına yemin etmiş. Tüccar, kadını eşeğe bindirmiş. Evin yolunu bilen eşek kırk gün kırk gece yürüdükten sonra evine varmış. Evde kimsecikler yokmuş. Tüccar, kırk yıl geceli gündüzlü yaşlı kadının tüm işlerini görmüş. Yemeğini pişirip, söküklerini dikmiş. Tarlasını sürüp, hayvanlarını beslemiş. Hak ettiğinden azını yemiş, çoğunu üç küpte yaşlı kadın için biriktirmiş.

      Zaman geçmiş, yaşlı kadın iyice elden ayaktan düşmüş.

Yataktan kalkamaz olmuş. Bir gün kapı çalınmış. Gelen kadının hayırsız oğluymuş. Oğlunu gören yatalak yaşlı kadının hafızası yerine gelmiş.’’Benim senin gibi bir oğlum yok’’, demiş. Gözlerinden akan yaşlar koynuna dolmuş. Oğlu ne kadar yalvarsa da tövbe ettim dese de anası ‘’Nuh demiş peygamber dememiş. Oğluna dönerek:

-Malına kastettiğin insanlardan helallik almadan bir daha kapıma gelme, demiştim.

Oğlu:

-Canım anam, kervanını soyduğum tüccar hariç herkesten helallik aldım. Bu tüccarı tüm ülkede arayıp durdum; lakin bulamadım. Sanki yer yarıldı da yerin dibine girdi, demiş.

Bütün bunlar yaşanırken yaşlı kadına kırk yıldır bakan tüccar gelmiş. Yaşlı kadının oğlu tüccarın ayaklarına kapanmış. Kendisini affetmesini istemiş. Yaşlı gözler karşısında merhamete gelen tüccar hakkını helal etmiş. Üç küpte biriktirdiği altınları onlara verip memleketi Şam’a doğru yola çıkmış. Evine vardığında oğlunun oğlunu, kızının kızını kucağına almış. Nevşehir’den getirdiği tarhanayı çorba eden karısına hayırlı çocuklar yetiştirdiği için dualar etmiş. Eşeğin semerini çözünce, bir de ne görsün! Semerin altında üç tane heybe. Her biri ağzına kadar çil çil altınla dolu. Demek zavallı eşek bu yüzden dört günlük yolu kırk günde gelmiş.

Yaşlı kadının duaları kabul olmuş. Yanı başında tövbe eden oğlu, aklında kırk yıl hizmetini gören oğlu gibi sevdiği tüccar varmış.

Tasta üç tane ayva dolması; biri bu masalı yazana, biri bu masalı anlatana, birisi de bu masalı dinleyene.

Yazarı:Yusuf Ziya Varol

Çirkin ördek yavrusu masalı

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?